Taş Patikanın Ucundaki Sığınak

Bu sığınakta efsunlanmış yirmi dokuz harften hayat iksirleri çıkarıp onları yüreği kararmış insanlara içiriyorum. Burası, o kaybolduğunuz karanlık patikanın ucundaki, güneş ışınları ve yağmurla bezenmiş, tarçın ve kahve kokulu sığınak. Burada saman kağıdından saf ruhları bulabilir, sihirli fırçalarla dünyanızı dilediğiniz renkte boyayabilirsiniz. Hepinizi Rüyalar Ülkesine beklerim; hayal almanız ve sıcak bir dostluk kahvemi içmeniz için...

[Flash 9 is required to listen to audio.]

   Dün gece, dolabımın en diplerine sakladığım tüm uçurtmalarımı yıldızlı bir haziran gecesinin göğüne saldım sessizce. Dolunayın ışığı  teker teker her bir uçurtmanın üzerine vurdu. Aklıma Barış geldi; “Uçurtmayı vurmasınlar!” diye yalvarışı… Elimdeki son uçurtmayı da Barış için bıraktım göğe “Vurmayacaklar, merak etme; özgür kalacak tüm uçurtmalar.” diye mırıldanırken kendimce.

   Hep şikayet ederdim etrafta ağaçların olmayışından ve her yanımızın beton kabuslarla kaplı oluşundan; ilk kez dün gece etmedim. Dar sokağın ortasından hiçbir yere takılmadan göğe yükseldi çünkü uçurtmalarım. 

   Yarın belki bir Barış mutlu uyanır, diye geçirdim içimden. Belki benim uçurtmalarımdan biri başka bir Barış’a ulaştığında o benim hiçbir zaman yapamadığım ve yapamayacağım gibi babasıyla uçururken onları gökyüzünün maviliklerine, bir dilek yükler uçurtmasına, bu kez benim yaptığım gibi. Uçurtmalarımız tüm dünyayı dolaşır belki. Belki tüm hayallerimiz, dileklerimiz gerçek olur. Her çocuk ‘Barış’tır ya hani, belki onların anlamını bile bilmedikleri ama zaten içinde yalnız Barışların yaşadıkları ütopyalar onlar tarafından oluşur kendiliğinden. Ütopyalar gerçek olur belki. Çünkü onların adı Barış!

   İçlerinden biri şair olur belki; biri yazar, biri müzisyen… Ev, araba, para hayalleri kurmazlar belki de büyüdüklerinde. Kendileri için diledikleri tek şey, bu insanlığa ve bu gitgide çirkinleşen dünyaya güzel bir eser, şaheser bırakıp anılmak olur belki. Dünyayı güzelleştirmek olur en büyük hedefleri ve hayalleri. Belki.

   Aklımda bu ‘belki’lerle biraz yürümek istedim içimdeki tüm uçurtmaları bıraktıktan sonra. Sokağın sonuna kadar giderken gözlerimi gökten yere hiç çevirmedim. Dönerken evin önünde üst komşumuzu gördüm. Arabadan indiler, selamlaştık. Sonra arka kapıdan o güzeller güzeli beş altı yaşlarındaki kızları Deniz indi. Görünce biraz uğraştım küçük prensesle. Normalde hiç hazzetmediğim bir şey yapıp -o anki ruh halim de eklenince tabii- “Deniz, sen büyüdüğünde neler yapmak istiyorsun, ne olacaksın?” dedim. Açıkçası bu cevabı hiç beklemiyordum. Fakat annesinin nasıl bir insan olduğunu az çok bildiğim için hiç de yadırgamadım. Yalnızca şaşırdım. Aynen aktarıyorum:

 ”Ben kitap yazıcam. Annem de benim yazdığım kitapları okuycak.” 

   Güldüm, gözlerimi şaşkınlıkla açıp kapadım, annesine baktım; ne yapacağımı bilemedim. Kekeleyerek;

“Peki ne yazacaksın kitaplarında? Neler anlatacaksın insanlara?”

“Mutlu oldukla.., ayy, mutlu olsunlar için yazıcam ben. Bi de harikalar diyarını yazıcam masal kitabında da.” Tam olarak bu tarz şeyler söylediğinden eminim! 

   O anki gülümseyiş şeklimi sanki karşımda bir ayna varmış da ona bakıyormuşcasına gördüm. Uçurtmalarımdan biri çoktan yerine ulaşmıştı bile!

ruyaperisi

(Kaynak: ruyaperisi)

Reklam!

Efenim ellerim titreyerekten size bir reklam arası sunacağım:

Twitter’a yaklaşık bir saat önce şunları yazmışım sırasıyla:

“Yamulmıyorsam tumblr’da Selim Siyami Sümer beni takip etmeye başladı :/ Tıktık, tıktık!”
 ”
Bu sıcakta ekoseli battaniyemi alıp “Battaniyem kareli ,battaniyem değerli!” diye bağırmayı düşünüyorum.”
Sonra da ‘Ben anlarım’ isimli eserlerini paylaşmışım. 

   Sonra hayal gördüğümü sanıp unuttum bu durumu. Sonra bir baktım ki, Selim Siyami Sümer’in ta kendisi, yamulmamışım. Siz de “Şarkılarına zaten bayılıyorum, bir de yazılarını okursam müthiş olur!” diyorsanız:

http://kumhavuzu.tumblr.com/

Reklama ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum gerçi, fakat yeni açmış tumblr’ı kendisi. Yani yeni sayılır, bir ay falan olmalı. Zira şimdilik paylaşımları da pek az ama pek de öz. 

Ellerimin titreşmesi heyecandan mı?
Bir de belki bilinmek istemiyordu, o da var di mi? Olsun, biz bilelim tumblr ahalisi! :) 

Benim güzel evimden ilk yaz fotoğrafı. Bu fotoğrafın altına harika bir hikaye gelecekti aslında, ama harika yazamayacağımı bildiğim için gelmiyor.

Benim güzel evimden ilk yaz fotoğrafı. Bu fotoğrafın altına harika bir hikaye gelecekti aslında, ama harika yazamayacağımı bildiğim için gelmiyor.

frambuazye:

bi tosbaa alsak, araba buzdolabına bir sürü ice tea doldurup gitsek öyle.yol kenarında meyve satan teyzelerden erik alsak sonra. olmaz mıydı yani hayatım sence de?

frambuazye:

bi tosbaa alsak, araba buzdolabına bir sürü ice tea doldurup gitsek öyle.yol kenarında meyve satan teyzelerden erik alsak sonra. olmaz mıydı yani hayatım sence de?

23 yorum Reblogged from yumiyum lazım

Arpın tellerine dokundu. Her dokunduğunda çıkan ses yüreğinde var olan her bir duygunun yerini değiştiriyordu adeta. Mutsuzluklar en arkaya geçmişti şimdi, bir sonraki dokunuşunda hüzünler atlayacaktı sevinçlerin önüne. Onları doyasıya yaşamalıydı. Birer damla gözyaşı süzüldü gözlerinden hüzünlerini yaşayınca. Ardından gülümsedi. Tebessüm de bir duygu değil miydi? Tebessümün ismi duygu olmasa da kendisi duyguların en güzelini barındırıyordu içinde. Ardından bir ferahlık hissetti,  sanki yükselmişti de rüzgarlar açık kumral dalgalı saçlarına deniz kokularını yerleştiriyordu. Ellerini serbest bıraktı, gözlerini kapadı ve huzuru çekti içine şimdi. Yemyeşil bir duygunun tam ortasındaydı. Etrafında neler olduğunu görmek istemiyordu. Fakat gözlerini açtığında etrafında olup bitenleri farketmesine rağmen yalnızca ruhunun derinliklerinde var olanları gördüğünü anladı. Hayatını yönetenin ancak yüreği olabileceğini biliyordu artık.

ruyaperisi

Bir ressamın paletinin kaybolması gibidir kendini yazar hissedenin, kendince yazar olanın kelimelerinin kaybolması. Düşünür, ama yazamaz. Ressam da çizer, fakat renkleri olmadan bir işe yaramaz çizdikleri. Yarattığı dünyayı ancak kendine has kelimelerle süsleyebilir bir yazar; ressama gelince, o, dünyasının gecesini yıldızlarla süsler, yıldızları olmadığı ve renklerini kaybettiği zaman ressamın yarattığı gece kapkaranlık olur. Ressam öyle olsun istemez, o renk katmak ister; çünkü hayalindeki dünyayı çizer. Tıpkı yazarın hayalindeki dünyayı en başta kendine armağan ettiği gibi…
ruyaperisi

Bir ressamın paletinin kaybolması gibidir kendini yazar hissedenin, kendince yazar olanın kelimelerinin kaybolması. Düşünür, ama yazamaz. Ressam da çizer, fakat renkleri olmadan bir işe yaramaz çizdikleri. Yarattığı dünyayı ancak kendine has kelimelerle süsleyebilir bir yazar; ressama gelince, o, dünyasının gecesini yıldızlarla süsler, yıldızları olmadığı ve renklerini kaybettiği zaman ressamın yarattığı gece kapkaranlık olur. Ressam öyle olsun istemez, o renk katmak ister; çünkü hayalindeki dünyayı çizer. Tıpkı yazarın hayalindeki dünyayı en başta kendine armağan ettiği gibi…

ruyaperisi

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Kızıyorum sokaktaki çocuklara ve annelere
Ayağımın takıldığı taşa küfrediyorum
Eskimiş kadife döşemeler gibiyim; üstüme çok oturulmuş da sertleşmişim
Ama bilirsin ya, kadifenin kumaşı iyidir, yumuşacıktır aslı.
Bir müzik uğruyor kulağıma küfrettiğim sokak kaldırımlarının arasında dolaşırken.
Kusuruma bakma, yanlış söyledim:
Müzik uğramıyor, hayat uğruyor bana.
Birden sertleşmiş kadifeden gencecik bir ipeğe dönüşüyorum;
Utanmasam ipek böceği olacağım.

Dünya bir gün dursa da kulağımızdaki müzik hiç susmayacak.

Rüya Perisi

(Kaynak: ruyaperisi)

   Gördüklerimiz yalnızca ruhumuzdakiler çoğu kez. O yüzden aradığımız şeylerin bazılarının hayallerini kurmak onların yanında, içinde olmaktan daha güzel. Vardığımız zaman hayallerimizdeki gibi olmuyor. 
ruyaperisi
*Bugünlerde çok çelişkili ifadeler kullanıyorum. Kökten değişikliklerden önce hep böyle olur. 

   Gördüklerimiz yalnızca ruhumuzdakiler çoğu kez. O yüzden aradığımız şeylerin bazılarının hayallerini kurmak onların yanında, içinde olmaktan daha güzel. Vardığımız zaman hayallerimizdeki gibi olmuyor. 

ruyaperisi

*Bugünlerde çok çelişkili ifadeler kullanıyorum. Kökten değişikliklerden önce hep böyle olur. 

(Kaynak: lenalampe)

   Umutlarımızın kaldırım taşlarında yürürüz hep; sokakların kaldırımları gibi.  Hep kaldırımlardan yürürüz, umudun üstüne ayak basmayız ki, baktığımız umudumuz da yok olmasın diye. Umudun içine düşersek hayal kırıklığımızın fazla olmasından korkarız çünkü. Kaldırımın karşısındaki evlerin kapı önlerindeki çiçekleri hep uzaktan severiz. Öyle daha güzel görünür sanki. Yanına yaklaştığımızda hayal kırıklığına uğrayacağımızdan korkarız; sevmeyeceğimizden, soğuyacağımızdan. Mesafeler koyarız kalbimizle aramıza, herkese ve her şeye yaklaşırken yaptığımız gibi. Kendimizle bile yabancıyızdır. O kadar korkarız ki hayal kırıklıklarından, hayallerimize yaklaşmaya bile cesaret edemeyiz. Hayal kırıklığı yaşayacağız diye hayatımızı yaşayamaz oluruz. O sokağa bir türlü inemeyiz. Hep kaldırımlarda kalırız, hayallerimize hep karşıdan bakarız. Hayallerimiz bize yaklaştıkça biz onlardan birer cüzzamlılarmış gibi kaçarız.   Evet, bazı şeyler uzaktan güzelmiş gibi görünebilir. Ancak biz hangisinin güzel, hangisinin çirkin olduğunu yanlarına yaklaşa yaklaşa anlamak mecburiyetindeyiz ne yazık ki. En büyük hayal kırıklıkları en sağlam gerçekleri gösterir. 
ruyaperisi

   Umutlarımızın kaldırım taşlarında yürürüz hep; sokakların kaldırımları gibi.  Hep kaldırımlardan yürürüz, umudun üstüne ayak basmayız ki, baktığımız umudumuz da yok olmasın diye. Umudun içine düşersek hayal kırıklığımızın fazla olmasından korkarız çünkü. Kaldırımın karşısındaki evlerin kapı önlerindeki çiçekleri hep uzaktan severiz. Öyle daha güzel görünür sanki. Yanına yaklaştığımızda hayal kırıklığına uğrayacağımızdan korkarız; sevmeyeceğimizden, soğuyacağımızdan. Mesafeler koyarız kalbimizle aramıza, herkese ve her şeye yaklaşırken yaptığımız gibi. Kendimizle bile yabancıyızdır. O kadar korkarız ki hayal kırıklıklarından, hayallerimize yaklaşmaya bile cesaret edemeyiz. Hayal kırıklığı yaşayacağız diye hayatımızı yaşayamaz oluruz. O sokağa bir türlü inemeyiz. Hep kaldırımlarda kalırız, hayallerimize hep karşıdan bakarız. Hayallerimiz bize yaklaştıkça biz onlardan birer cüzzamlılarmış gibi kaçarız.
   Evet, bazı şeyler uzaktan güzelmiş gibi görünebilir. Ancak biz hangisinin güzel, hangisinin çirkin olduğunu yanlarına yaklaşa yaklaşa anlamak mecburiyetindeyiz ne yazık ki. En büyük hayal kırıklıkları en sağlam gerçekleri gösterir. 

ruyaperisi

eylemdalga:

NOVIEMBRE(2003)

Tiyatroların özelleştirilmesine karşın en güzel ayaklanma bu filmdir kanaatimce.

‘Tiyatro sokaklarda’

Bir avuç serseri (!) metroyu basmış :P

366 yorum Reblogged from

her seyin sarkisi

by bandista

[Flash 9 is required to listen to audio.]

glnddt:

bir çapa, bir votka, bir ılık meltem… hasreti.

Az kaldı sevdiceğim, çok az… :) Delirmiş hayallerimi biraz olsun yatıştıracağım yakında.

20 yorum Reblogged from GoDoT'nun yeri.

Maviye yakınız
Kara bulutlar dolanıyor üzerimizde
Güneş çıkar mı dersin?

Yeşilin içindeyiz
Gölgeler dolanıyor kalbimizde
Yolumuzu görür müyüz?
… 
Umudun içinde, tedirginliğin orta yerindeyiz
Şüpheler etrafımızı sarmışken
Beyazların hayalindeyiz

Varır mıyız dersin? 

ruyaperisi

Yaşama dair ne varsaHepsi bir ağacın içinde.Ölümü insanoğlu yaratıyor,İnsandan başka her canlı gerçekten yaşıyorTa ki insan o canlıya dokunana kadar.
ruyaperisi

Yaşama dair ne varsa
Hepsi bir ağacın içinde.

Ölümü insanoğlu yaratıyor,
İnsandan başka her canlı gerçekten yaşıyor
Ta ki insan o canlıya dokunana kadar.

ruyaperisi

İşte her şey bu kadar sade olmalı Öğle yemeğimizde biraz limon, akşam bir demet kır çiçeği. Ve hava ve beyaz-mavi.
ruyaperisi

İşte her şey bu kadar sade olmalı
Öğle yemeğimizde biraz limon,
akşam bir demet kır çiçeği.
Ve hava
ve beyaz-mavi.

ruyaperisi

144 yorum Reblogged from floralls

Yaşarken yazmak mı, yazarak yaşamak mı?

  Şimdiye kadar birçok hikaye yazdım. Bazen yalnızca hissettiklerimi, bazen düşündüklerimi, bazen o anki doğrularımı yazdım. Kimi zaman bir korunun ortasında yaz yağmuruna tutulup o nefis toprak kokusunu içime çektim ve içimdeki bütün kötü hislerin temizlenişine sanki bir başkasını izliyormuşcasına öylece uzaktan baktım. Kimi zaman yıkık bir evin bahçesindeki kiraz ağacının  gövdesine yaslanıp elimde bir oyuncak araba ile viran olmuş bir geçmişin anılarını toparladım. Bazen bir pencerenin kenarından hayatı yürümeyen ayaklarımla izledim, parkta yürüyüş yapan yaşlılara özendim; bazen yemyeşil bir parkta yürüyüş yaparken anların güzelliğine şahit oldum. Birçok kez bir bankta aşkı bekledim, bir çok kez aşık oldum nedenini bilmeden.

Devamını oku